Yayınlar – ASAD – Avrasya Stratejik Araştırmalar Platformu https://asadplatformu.com Tue, 11 Mar 2025 10:35:44 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.0 https://asadplatformu.com/wp-content/uploads/2025/03/cropped-site-logo-32x32.png Yayınlar – ASAD – Avrasya Stratejik Araştırmalar Platformu https://asadplatformu.com 32 32 Nemesis Anıtı’nın Açılısı ve Türkiye’nin Tepkisi https://asadplatformu.com/nemesis-anitinin-acilisi-ve-turkiyenin-tepkisi/ Tue, 11 Mar 2025 10:35:44 +0000 https://asadplatformu.com/?p=7011 Nemesis Anıtı’nın Açılısı ve Türkiye’nin Tepkisi

Adını Yunan mitolojisindeki “intikam tanrıçası” olan Nemesis’ten alan Nemesis Operasyonu, Taşnak Partisi tarafından Osmanlı siyasi – askeri liderinin ve Azerbaycan Türkleri’nin katledilmesi amacıyla 1920 – 1922 yıllarında gerçekleştirilen gizli bir operasyondur. Liderlerinin Şahan Natali ve Karekin Pastırmacıyan olduğu operasyonun en fazla ses getiren suikastlarının başında 1921 yılında Talat Paşa’nın Berlin’de şehit edilmesi gelmektedir.

Nemesis yani İntikam Operasyonu’nun Tarihsel Arka Planı

Türk (Osmanlı) yönetimi, 1. Dünya Savaşı sırasında dört bir koldan vatan savunması yaparken Ruslar da Anadolu’ya saldırmıştır. Taşnak Ermenileri ise Ruslara yardım ederek yol göstermiş, Türk askerlerini taciz etmiş, ulaşım ve ikmâl yollarını kesmiş ayrıca Türk köylerinde katliamlar gerçekleştirmiştir. Bu eylemlerinin sonucunda dönemin Türk Hükümeti İttihat-Terakkî, 24 Nisan 1915’te Taşnak Ermenilerini devlete karşı daha fazla yıkıcı faaliyette bulunmamaları amacıyla sevk ve iskan kanununa tabii tutarak bölgeden uzaklaştırmıştır. Türk devleti hiçbir şekilde ve hiçbir koşulda bir Ermeni soykırımı yapmamış bilakis daha fazla kan dökülmesini engellemek ve katliamları önlemek için politik bir karar almıştır.

Zaten Türklere karşı büyük bir kin ve nefret besleyen Ermeniler için Türk hükümetinin “sevk ve iskan” politikası bir bahane olmuştur. Yüzyıldır Ermeniler arasında “soykırım” olarak adlandırılan bu olay dünyaya bu şekilde tanıtılmaya çalışılmaktadır.

1920’lere gelindiğinde ise Anadolu’da Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından başlatılan Türk Millî Mücadelesinin parçalarından biri olan ve Kâzım Karabekir Paşa yönetiminde gerçekleştirilen ve Doğu Harekâtı sonucunda Anadolu’nun Doğusu Ermeni işgalinden kurtulmuş ve Taşnakların Anadolu’da bir Ermeni devleti kurma hayalleri suya düşmüştür. Bir tarafta Türkler Millî Mücadele savaşı verirken diğer taraftan ise Taşnaklar, Anadolu’da Müslüman Türk ve Kürtlere karşı vahşet içeren katliamlar uygulamış, baskınlar yapmış ve hatta soykırıma girişmişlerdir. Tüm bu olaylar gerçekleşirken dahi Ermeniler, uluslararası kamuoyuna 1915 olaylarını, katliam olarak tanıtmaya da devam etmiştir. 

            İntikam hırslarından gözü kör olan radikal Ermeni gruplar, bu noktada, sorumlu tuttukları Osmanlı Paşalarını hedef göstererek Nemesis Operasyonu’nu başlatmışlardır. Aralarında Gazi Paşa’nın da olduğu bilinen suikast listesini yayınlamışlar ve İttihatçı avını başlatmışlardır. Bu kapsamda Talat Paşa, Said Halim Paşa, Bahaddin Şakir Bey ile Cemal Azmi Bey ve Cemal Paşa, sırasıyla Ermeniler tarafından şehit edilmiştir. Ermeniler meseleyi yani intikamı kendi aralarında bir “millî dava” şeklinde görerek hareket etmişlerdir.

Manuk Manukyan adlı Daşnak-Nemesis militanı, Ankara’ya operasyona geldiği sırada yakalanarak idam edilmiştir. Mercan Altunyan adlı diğer bir Nemesis teröristinin liderlik ettiği “infaz timi” de 1927’de İstanbul’da çıkan bir çatışma sonucu imha edilmiştir.

Nemesis Operasyonu’nun Bugüne Etkisi

Ermenilerin bu anlamsız kini maalesef ki günümüzde de devam etmektedir. Gerek Erivan Hükümeti gerekse Ermeni Diasporası sözde Ermeni soykırımı iddialarını dünyaya tanıtmaya devam etmekte ve bunu, Türklere çeşitli platformlarda baskı aracı olarak kullanmaktalardır. İntikam hissini diri tutan Ermeniler, Talat Paşa’nın şehit edildiği 15 Mart gününü dahi, “haklı intikamlarının alındığı sevinç ve zafer günü” olarak kutlamaktadırlar; 2000’li yıllara kadar da ASALA olarak Nemesis Terör örgütü kendini devam ettirmiştir. Tüm bunlara ek olarak Ermenilerin Türkiye’den toprak talepleri ve Karabağ meselesi de Türk(iye) ve Ermeni(stan) ilişkilerini olumsuz etkilemeye devam etmektedir.

Sürekli Türkleri tahrik etmeye devam eden Ermeniler, Ermenistan’ın Şirak vilayetinde,Talat Paşa’yı katleden Soğoman Teyliryan’ın heykeli dikmişlerdi. Heykelin ayağının altında Talat Paşa’nın kesik başı tasvir edilmişti. Ermeniler Talat Paşa ve Türklere hakaret ederek işledikleri uluslararası insanlık suçunu bir de tescillendirmektedirler.

25 Mart 2023 tarihinde Türk takımının 2-1 skorla kazandığı Ermenistan ve Türkiye milli takımları arasında Erivan’da oynanan 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası ön eleme maçında Ermeni taraftarları İstiklal Marşı’nı yuhalarken, birkaç milliyetçi pankart kaldırmışlardır. Bunların arasında özellikle NEMESİS sloganı göze batmaktadır.

En son 27 Nisan 2023 tarihinde Erivan’da Nemesis Anıtı, bir törenle açılmıştır. Bu duruma Türk tarafından hemen tepki gelmiştir. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada şunlar yazmaktadır:

“1920’li yılların başlarında Osmanlı siyasi ve askeri liderlerinin yanı sıra dönemin Azerbaycanlı yetkililerine ve hatta bazı Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşlarına karşı gerçekleştirilen suikastların faillerine ithaf edilen ‘Nemesis Anıtı’nın Erivan’da açılmasını şiddetle kınıyoruz. Bu utanç verici anıtın açılması, 31 diplomatımız ve aile üyelerinin katledildiği menfur terör saldırılarına yol açan kanlı bir tedhiş hareketinin yüceltilmesidir. Bu olayın Ermeni basınında takdim ediliş tarzı da, tasvip edilmesi mümkün olmayan çarpık bir tarih yorumunun bazı zihinlerde halen devam ettiğini göstermektedir. Türkiye ve Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin ruhuyla bağdaşmayan bu tür provokatif adımlar, bölgede kalıcı ve sürdürülebilir barış ve istikrarın tesisine yönelik çabalara hiçbir suretle katkı sağlamayacak, tam tersine normalleşme sürecini olumsuz etkileyecektir”

Böylelikle ortaya çıkmaktadır ki Ermeni tarafı Türkiye ile olan ilişkilerin normalleşmesi gibi bir niyet taşımamakta ya da en azından bu normalleşme sürecine hazır bulunmamaktadır. Ermeniler, asla akıllanmamış, terör eğilimli bir millet olma özelliklerinden vazgeçmemişlerdir.

]]>
Üçüncü Güç Çıkar Mı? https://asadplatformu.com/ucuncu-guc-cikar-mi/ Tue, 11 Mar 2025 10:33:32 +0000 https://asadplatformu.com/?p=7006 Fransa Cumhurbaşkanın Emmanuel Macron, Çin ziyaretinde “Avrupa stratejik özerkliğe sahip olmalı; Avrupa, Fransa önderliğinde dünyanın üçüncü büyük gücü olabilir” söylemiyle yeni bir tartışma konusunun kıvılcımını çaktı.

Söylemin temelini üçüncü güç olma isteği oluştururken, dikkatlerden kaçmayan tamlama ise bu gücün Fransa’nın liderliğinde olacağıydı. Macron bu talebini gündeme taşırken, Fransa ve Avrupa’nın Çin-ABD geriliminde ABD’nin peşinden sürüklenmemesi, ABD’nin uydusu olmaması gerektiğini özellikle belirtti.

Macron’a destek AB Konseyi Başkanı Charles Michel’den geldi. Michel’e göre, Avrupa’nın ABD’den “stratejik özerklik” kazanması gerektiği yönündeki Macron’un görüşü Avrupalı liderler tarafından giderek daha fazla dillendiriliyor. Michel, Ukrayna krizine ortak yaklaşımın AB’nin ABD’yi “körü körüne, sistematik olarak takip edeceği” anlamına gelmediğini söylüyor.

Bu tanımlama, Soğuk Savaş’ın bitişinin hemen sonrası sıklıkla yapılırdı. Soğuk Savaş’ın bitişi yalnızca komünist bloğun dağılmasıyla sonuçlanmadı, Batı bloğunda da kırılma yarattı. Sovyet tehdidinin bertaraf edilmesi Avrupa’nın güvenlik anlayışının yumuşamasına, NATO’ya ve tabii ki ABD’ye olan bağımlılığın sorgulanmasına neden oldu.

Bu dönemde bir Avrupa ordusunun kurulması fikri sıklıkla gündeme taşındı. Bu fikir, Almanya ve Fransa arasında ikili istişarelerde geliştirilen kısaca PESCO olarak adlandırılan “Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Anlaşması” ile ancak 2017 yılında sonuçlandırılabildi. Anlaşma kapsamında bir AB ordusu oluşturulması öngörülmüyor.

Anlaşmaya imza atan her ülkeden, AB’nin ortak savunmasına nasıl katkı yapabileceği konusunda ulusal planlarını hazırlamaları isteniyor. Yani ucu belirsiz bir yapı. Bir de AB’nin Doğu Avrupalı üyelerinin endişeleri var.

Yıllarca “komünist blok” içerisinde bağımsız politikalardan uzak kalan ve güvenlik endişesi karşı bloktan çok kendi blok liderinden kaynaklanan bu ülkeler, Macron’un çıkışına destek verecek gibi görünmüyorlar. Keza, AB’nin Doğu Avrupalı üyeleri Rusya’nın Ukrayna işgaliyle ekonomik önceliklerini güvenlik önceliklerinin arkasına koymak zorunda kaldılar. Bu ülkelere “NATO mu, AB mi?” diye sorulsa, bu ortamda “NATO” cevabı kesin gibi gözüküyor.

Nitekim, Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, “ABD ile ittifak, Avrupa güvenliğinin mutlak temelidir” açıklamasını yaptı. Bu yaklaşımlar, bir AB ordusu yaratılamadan ya da AB ülkelerine güvence verecek bir Avrupalı güç çıkmadıkça değişmeyecektir ki, NATO’ya alternatif bir “Avrupa Ordusu” kurulması ya da “Avrupa’ya özgü bir güvenlik mimarisi” yaratılması zor.

Fransa’nın böylesi bir gücü var mı? Bunun cevabını ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio vermiş. “Macron küresel süper güç olma rolüne büründüğünde ve teröristlerle savaşmak için Kuzey Afrika’ya asker göndermek istediğinde bölgeye birliklerini biz götürüp getirdik.

Avrupa, eğer Macron’un örneğindeki gibi bir başına kalmayı tercih edecekse, bu durumda kazançlı çıkacak olan biziz.” Diğer taraftan, Avrupa’daki Atlantikçiler ile ulusüstü yapıya şüpheci yaklaşanlar da Macron’un fikrine olumlu bakmayacaklardır. NATO bünyesinde oluşturulan güvenlik iş birliği egemenlik devrini gerektirmezken AB çatısı altında güvenlik iş birliği tersi bir durum yaratıyor.

Tüm bunların yanında Avrupa’nın diğer devi Almanya’nın AB özelinde ulus üstü yapının liderliğini Fransa’ya bırakmayı kabul edebilmesi mümkün değil. Tüm bu girdiler sonrası Macron’un üçüncü güç açıklaması, Fransa için bir siyasi ve askeri yol haritası oluşturabilir. Bu haritanın başarısı yalnızca Fransa’nın izlediği politikalarla değil bu politikanın tüm AB ülkelerinde bir karşılık bulmasıyla olabilecektir.

]]>
Rus Gazı Avrupa’yı Parçalara Ayırmaya mı Başladı? https://asadplatformu.com/rus-gazi-avrupayi-parcalara-ayirmaya-mi-basladi/ Tue, 11 Mar 2025 10:31:32 +0000 https://asadplatformu.com/?p=7002 11.05.2023 tarihinde şekil olarak birbirine çok benzeyen ama anlam olarak taban tabana zıt iki haber aynı anda geldi. Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Maros Sefcovic, kuruluşun içindeki birçok ülkeyi ve AggregateEU ​​adlı özel şirketi tek bir tarafta toplamayı başardığını ilan etti. Bu bağlamda bölgede doğal gaz alımı için ilk toplu ihaleyi duyurmaktan bir adım uzakta olduğunu sevinçle bildirdi.

Sefcovic’e göre platforma toplam 107 şirket kaydoldu ve bunların 77’si, 11,6 milyar metreküp gaz almayı bekledikleri ilk ihaleye resmen girdi. İlk tur ihale 15 Mayıs’a kadar devam edecek. Bu günlerde, Batılı yetkililerin beklediği gibi, dış güvenilir tedarikçiler (Shefcovic’in tanımladığı gibi tabii ki Rusya dahil değil), sabırsızlıkla ve sürekli düşen fiyatlarla, Avrupalılara en az 9,6 milyar metreküp boru hattı ve en az 2,8 milyar sıvılaştırılmış doğal gaz sunacak. 

Ancak Avrupa’da bu haberin neşesini gelen ikinci bir mesaj tamamen bozdu.  AB ülkelerinden şirketler kaynak tedarikçilerinden haber beklerken, Macaristan ve Sırbistan aynı zamanda, iki ülkenin de yararına gaz satın alacak bir ortak girişimi duyurdular. 

Bu, Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto tarafından, kurulmakta olan derneğin devlete ait şirketler olan MVM ve Sırbistangaz’ı içereceğinin altını çizerek açıklandı. Macaristan temsilcisi, ülkesinin enerji işbirliği çerçevesinde Sırbistan’ın çıkarlarını sağlamak için “yüz milyonlarca metreküp gazı” kendi depolama tesislerinde depolamayı taahhüt ettiğini de sözlerine ekledi. Kesin rakam açıklanmadı. Ancak daha önce özel yayınlarda 500 milyon metreküp olduğu söylenmişti. Elbette ki bu rakam, AB için gerekli olan milyarlarca metreküpü karşılayamaz. Ancak Macarlar ve Sırpların toplam ihtiyacının beşte biri kadarını karşılayacak bir rezerv olduğu ispatlanmıştır.

Her iki olay da Avrupa’nın perde arkasında devam eden ve Moskova’ya sevinmesi için nedenler vermemek için genellikle konuşulmayan iç siyasi çekişmelerin yoğunluğunu yansıtıyor. Diğer taraftan Avrupa Birliği içinde bir çıkar birliği çatışması yaşanmaktadır. Ama ilk durumdaki gibi özel şirketler havuç – sopa yöntemiyle tek bir ticaret platformuna yönlendirilirse, kendi çıkarlarına bağlılık ve tamamen gönüllü olarak birlikte çalışmaya karar veren Budapeşte ve Belgrad geri adım atabilir. Fakat her şeye rağmen gözükmektedir ki Rus gazı, Avrupa’nın bir bütün olarak yaşamı üzerinde makul miktarda baskı uygulamaya devam etmektedir.

Bir Rus düşünce kuruluşu olan RİA, durumu şu sözlerle açıklamıştır:

Brüksel ve uyduları elbette gazsız kalamaz. Ancak es geçilen Rus rotası dikkate alındığında, Norveç, pratik olarak alternatifsiz kalmaktadır ki AB ve İngiltere’ye 122 milyar metreküp doğal gaz ile rekoru kırmıştır. Diğer bir seçenek ise Azerbaycan’dan gaz teminidir. Ancak bu rota, oldukça koşulluluk içermektedir. Zira Bakü’nün imkanları kısıtlıdır.”

Gerçekten de Bakü’nün üç ana boru hattından oluşan güney gaz koridoru mevcuttur: Trans-Anadolu, Güney Kafkasya ve Trans-Adriyatik. TANAP doğal gaz boru hattı için ise en önemli aktör Türkiye’dir. Bu konuyla ilgili RİA şu açıklamada bulunmuştur: “Bu konuda, Ankara’nın siyasi hırsları ve 14 Mayıs’ta yaşanacak seçimde olası iktidar değişikliği gibi faktörler devreye girmektedir. Yeniden Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesi durumunda unutulmamalıdır ki Türkiye’nin Avrupa ile uzun süredir hançerli bir tangosu var.”

Kısaca belirtmek gerekir ki Rusya’yı sıkıştıran Avrupa, bağımlılıktan kurtulmadı. Üstelik şimdi, tek bir kilit kaynak tedarikçisi yerine, aynı anda birkaç tanesi sorunlu olan kaynak tedarikçileri oluştu. Kuzeyde ağırlığını artıran Norveç ve güneyde büyük bir güç olarak sahneye çıkan Türkiye (Azerbaycan’dan dolayı), bu hususta neredeyse rekabetsiz duruma evrilmiş durumda. Zira Orta Doğu, ek tedarik anlaşmaları yaparak ve yuan bölgesine doğru ilerliyor.

Özetle Avrupa bu yıl donmayacak, ancak güvenilir tedarikçiler bulmakta zorluk yaşarsa bundan sonraki kışlar, çok sıcak geçmeyecek.

]]>
Teknolojik Gelişmeler Işığında İstihbaratın Kısa Tarihi ve Günümüzde DKİM https://asadplatformu.com/teknolojik-gelismeler-isiginda-istihbaratin-kisa-tarihi-ve-gunumuzde-dkim/ Tue, 11 Mar 2025 10:28:54 +0000 https://asadplatformu.com/?p=6995 Teknoloji nasıl istikrarsız, güvenlik endişelerinin çok çeşitli tezahür edebildiği zorlu operasyon bölgelerinde son derece kırılgan ve hayati sonuçlar doğurabilen lojistik destek savaş araçları ve savaşın temel alanında değişim ve genişlemeye sebep olduysa, istihbarat vasıta ve fonksiyonlarında da aynı şekilde değişime sebep olmuştur.[1] Dolayısıyla sanayi devriminin istihbaratı evriminde son derece köklü değişimlere başlangıç noktası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Öte yandan istihbaratın dönüşümünü anlamak açısından istihbaratın vasıta ve fonksiyonlarındaki tarihsel gelişime kısaca bakmak günümüz istihbarat ortamını anlamak açısından faydalı olacaktır. Bu noktada istihbaratın gelişimini geleneksel dönem, geçiş dönemi ve günümüz olarak üç dönemde özetleyebiliriz.

Geleneksel dönemde istihbarat faaliyetleri genellikle hasım olunan devletin saldırı ve savunma planlarının ele geçirilmesi maksatlıdır.[2] Bu dönem ayrıca geleneksel savaşların yaşandığı dönemle paralellik göstermektedir. Ticari ilişkilerin de artması ve ulus devlet anlayışının ortaya çıkmasıyla diplomatik ilişkiler kurulmuş ve böylece diplomat casuslarında bulundukları ülkeler hakkında istihbarat toplamaya başladığı görülmektedir.[3] Özellikle diplomatik misyonlardaki elçilerin, çevirmenlerin ve diplomatik kuryelerin bu dönemde seyahat ettikleri bölgelerden stratejik istihbarat topladığı ve monarklar arasında gizli yazışmalara hizmet ettiği de bilinmektedir.[4] Öte yandan 14.YY’ın erken dönemlerinde Roma ve İspanyol monarşileri kendi otoritelerini koruma altında tutmak maksadıyla gizli polis teşkilatlarını bu dönemde kurmuştur.[5] İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth ise istihbarat servisine akademisyenler, mühendisler ve dil bilimciler gibi bir çok farklı alandan profesyonelleri işe alarak, onları istihbarat servislerinin yöntemleri ve üretilen analizlerin geliştirilmesi maksadıyla kullanmıştır. Özellikle Rönesans döneminde gelişen teknolojinin istihbarat toplama vasıtalarına da katkısı olmuştur. Bu minvalde geliştirilmiş olan görünmez mürekkep ve matematik alanındaki gelişmeler kriptoloji ve gizli yazışmanın gelişmesini sağlamıştır. Yine bu dönemde teleskopun ve büyüteçlerin icadı ile gözetleme faaliyetleri kolaylaşmış, ajanlar ise dead drop kullanmaya başlamıştır.[6]

Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilalini de kapsayan geçiş dönemi teknolojinin savaşlara en çok nüfuz ettiği ve etkisini arttırdığı dönemdir. Dönemin siyasi koşulları ve teknolojik gelişmeler istihbaratın da değişime ve gelişime önemli etkilerde bulunmuştur. Bu dönemde istihbarat açısından dönüşüme en çok etki eden teknolojik gelişmeler telgrafın icadı ve mors alfabesinin bulunmasıdır. Bu sayede devletler kolonilerindeki casuslarıyla haberleşme imkanı sağlamış ve diğer ülkelerin iç politikalarını daha yakından gözlemler hala gelmiştir.[7] Benzer şekilde ticari gelişmeler ve kolonileşme yarışı gibi etkenler, istihbaratın öncelikli görev kapsamının yalnızca devlet ve otorite güvenliğinin sağlanması değil, ekonomik çıkarlara dair bilgilerin de elde edilmesi yönünde evirilmesine sebep olmuştur. [8]

Modern dönem olarak yorumladığımız 20. ve 21. yüzyıllar istihbarat teknolojileri için altın çağ olarak kabul edilebilir. I. Dünya Savaşı sırasında telgraflarla ve radyo sinyalleriyle yapılan iletişimin kesme atılarak dinlenebilmesi istihbarata verilen değeri ve önemin artmasına neden olmuştur.[9] İstihbarata verilen önemin artmasını sağlayan bir diğer gelişme ise uydu ve uçaklar sayesinde jeo-mekansal ve sinyal istihbaratlarının toplanmaya başlamasıdır.[10] 1903 yılında Wright Kardeşlerin geliştirdiği uçağın kameralarla donatılması sonucunda I. Dünya Savaşı’nın kilit istihbarat kanyağı haline gelen havadan gözetlemek keşif vasıtaları olmuştur. Böylece düşman tahkimatları, askeri dağılımları ve savaş alanları fotoğraflanarak komutanlara harekat planı oluşturmada en önemli istihbarat kaynağı olmuştur.[11]

21. yüzyılda istihbarat vasıtaları son 100 yılda gelişen teknolojinin de yardımıyla yeni enstrümanlar edinmeye başlamış ve mekanik bir yapı kazanmıştır. Bilgisayar teknolojilerinin icadı ile 21. yüzyıl istihbaratı arasındaki yakından bağlantı II. Dünya Savaşı sırasındaki Alman gizli haberleşmesinin çözümüne dayanmaktadır. Şöyle ki, Bletchley Park (GCHQ) tarafından geliştirilen iki İngiliz yapımı makine (Elektro-mekanik Bombe ve Colossus) Alman kriptolarını çözmede kullanılmıştır. Bu makineler ilk elektronik, dijital ve programlanabilir bilgisayarlardır.[12] Bu mekanikleşme sayesinde artık istihbarat hedeften kilometrelerce uzaktan bile toplanabilir hale gelmiştir.[13]

İstihbaratın vasıta ve fonksiyonlarında böylesine büyük gelişmeler yaşanırken, toplama kapasitesi, doğruluk değeri ve zamanında ulaştırılabilirliği de artmıştır. Fakat istihbaratın öneminin artmasındaki tek önemli etken teknolojik gelişmeler ile yaşanan vasıta ve fonksiyonlardaki genişlemeler ile açıklanamaz. Teknolojik gelişmelerin yanı sıra, jeopolitik karmaşalar, bilgi tekonolojilerindeki evrimler, değişen sosyopolitik yapı gibi diğer etkenlerin sebep olduğu gelişmeler de istihbarata verilen önemin değişmesine ve doğasının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Özellikle bilgi teknolojileri özelindeki evrimler hem sosyopolitik hemde jeopolitik yapılarda değişime sebep olmasıyla çok daha önemli bir etkiye sahiptir.

]]>
Çerkes Olmanın Suçu https://asadplatformu.com/tek-suclari-cerkes-olmakti/ Tue, 04 Mar 2025 07:35:36 +0000 https://asadplatformu.com/?p=6132 Çerkes soykırımı veya Tsitsekun, Rus Çarlığı’nın sistematik toplu katliamı,  etnik temizliği ve Çerkeslerin %80-97’sini sınır dışı etmesidir. Rus-Çerkes Savaşı (1763–1864) sırasında ve sonrasında yaklaşık 800.000–1.500.000 kişi, zorla yerlerinden edilmiştir. Taşınması planlanan halklar çoğunlukla Çerkeslerdi, ancak Kafkasya’nın diğer Müslüman halkları da bu soykırımdan etkilenmiştir.  Rus kuvvetlerinin hamile kadınların karınlarını kazığa geçirmek ve yırtmak gibi çeşitli yöntemler kullandığı bilinmektedir. Zass gibi Rus generaller, Çerkesleri “insanlık dışı pislik” olarak tanımlayarak Çerkes sivillerin toplu katliamını yüceltmişlerdir. Böylelikle Çerkeslerin, bilimsel deneylerde kullanılmalarını haklı çıkartmışlardır. 

Rus-Çerkes Savaşı sırasında, Rus İmparatorluğu Çerkes sivilleri katletmek için soykırımsal bir strateji uygulamıştır. Ruslaşmayı ve Rus İmparatorluğu içinde yeniden yerleşimi kabul eden yalnızca küçük bir kısım Çerkes, din değiştirme şartıyla soykırımdan kurtulmuştur. Bu şartları reddeden Çerkeslerin büyük bir kesimi ise  çeşitli şekillerde dağıtılmış veya toplu halde öldürülmüştür. Rus askerleri tarafından Çerkes köylerinin yeri tespit edilmiş ve tespit edilen köyler yakılmıştır. Köylüler sistematik olarak aç bırakılmış veya tüm nüfusları katledilmiştir.

Olaylara tanık olan İngiliz diplomat William Palgrave, “tek suçlarının Rus olmamak olduğunu” yazmıştır. İngilizlerin ilgisi karşısında Çerkes liderler, İngiliz İmparatorluğundan insani yardım talep etmiştir. Ancak aynı dönemde bu liderler başta olmak üzere toplu bir tehcir başlatılmıştır. 1864’te başlayan savaş, 1867’ye kadar devam etmiş, bunca acıya bir de salgın hastalıklar ve açlıktan ölümler de eklenmiştir. Çerkes nüfusunun %80 ila 90 arasında bir bölümünün yok olduğu ya da kayıp olduğu bilinmektedir.

Kalan Çerkeslerin çoğunun, varış noktası ise Osmanlı Devleti olmuştur. Kaynaklar, toplamda 1 ila 1,5 milyon Çerkes’in kaçmak zorunda kaldığını, ancak yalnızca yarısının Osmanlı Devleti’ne varabildiğini belirtmektedir. Osmanlı devlet arşivleri de 1879’da Kafkasya’dan topraklarına giren yaklaşık 1 milyon göçmenin varlığına işaret etmektedir. Osmanlı arşivleri aynı zamanda Çerkes soykırımını 19. yüzyılın en büyük soykırımı olarak kaydetmiştir.

]]>
Alfabede Entegrasyon https://asadplatformu.com/entegrasyon-hizlaniyor-turk-yatirim-fonu-ve-ortak-alfabe/ Tue, 04 Mar 2025 07:35:07 +0000 https://asadplatformu.com/?p=6129 TDT Çerçevesinde Entegrasyon Hızlanıyor: Türk Yatırım Fonu ve Ortak Alfabe

Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın üye; Türkmenistan, Macaristan ve KKTC’nin ise gözlemci üye statüsünde bulunduğu Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), uluslararası arenada Türk Devletleri’nin tek blok olarak tek ama gür bir sesle politika oluşturmaları amacıyla kurulmuştur. Türk Devletleri arasında siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri entegrasyonu amaçlayan TDT, 2021 yılında kurulmuş olup tarihi arka planını 1992 yılında kurulan Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nden almaktadır.

Diasporadan gençlik çalışmalarına, turizmden ortak tarihe birçok alanda çalışması bulunan TDT, bugünlerde iki konu üzerine yoğunlaşmıştır. Bunlardan Türk IMF olarak da tarif edebileceğimiz Türk Yatırım Fonu’dur. Fonun kuruluşu, 11 Kasım 2022’de Semerkant’ta düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı 9. Zirvesi’nde kararlaştırılmıştır. Semerkant Zirvesi’nde Liderler, Türk Yatırım Fonu’nun kurulmasına ilişkin özel bir karara imza atmışlardır. Nihayetinde 31 Mayıs 2023 tarihinde Türk Yatırım Fonu kurulmuştur.

Türk Yatırım Fonu, Türk Devletleri tarafından kurulan ilk ve ana ortak finans kuruluşudur. Türk Devletleri’nin ekonomik potansiyellerini harekete geçirerek aralarındaki ticari ve ekonomik işbirliğini güçlendirmeyi ve ortak projeler hayata geçirmeyi amaçlamaktadır. 
Temel olarak küçük ve orta ölçekli işletmeleri (KOBİ’ler) Fonun varlıkları ve diğer yetkili finans kurumları aracılığıyla finanse ederek destekleyecektir.

Fonun öncelikleri, Üye Devletlerin girişimciliği, büyümeyi, istihdam yaratmayı, araştırma ve yeniliği, sosyo-ekonomik kalkınmayı teşvik etmek olacaktır:
• Tarım (gıda işleme, tarım ticareti, tarım parkları vb.),
• Lojistik ve ulaşım,
• Enerji verimliliği, yenilenebilir ve alternatif enerji,
• İmalatta endüstriyel projeler (tekstil, motorlu taşıtlar, ilaç ve tıbbi ekipman, havacılık ekipmanları, kimyasal vb.) ),
• Bilgi ve İletişim Teknolojileri,
• Turizm,
• Altyapı projeleri,
• Kamu Özel İşbirliği projeleri,
• İnsani gelişme (eğitim, sağlık, araştırma merkezleri vb.)
• Yaratıcı endüstriler (dijital ekonomi, kültürel faaliyetler, müzik, film, tasarım vb.)
• Doğal ve kentsel çevre düzenlemeleri (su, atık , temiz hava, şehir içi ulaşım vb.).

TDT kapsamında sevindirici bir başka haber ise kültürel alandaki en temel ve en önemli entegrasyon hareketi olan Ortak Alfabenin kurulması çalışmalarıdır. “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” mottosunun sahibi, 19. Yüzyılın ünlü Türk fikir adamı İsmail Gaspıralı’nın da öngördüğü üzere dil birliği sağlanmadan fikir; fikir birliği sağlanmadan iş birliği sağlanamaz. 1992 yılından beri bu kapsamda dil birliği çalışmaları devam etmektedir. 2022 yılında alınan bir kararla ortak bir alfabe oluşturulması için DT bünyesinde “Ortak Alfabe Komisyonu” kurulması kararlaştırılmıştır.

Türk Cumhuriyetleri’nin dille ilgili resmi kurumlarınca önerilecek 2’şer üyeden oluşacak komisyon, TDT Aksakallar Konseyi’ne ortak alfabe ve ondan üretilecek ulusal alfabelerle ilgili rapor hazırlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu’nun ilk toplantısı Uluslararası Türk Akademisi’nin ev sahipliğinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da 29 Mayıs 2023 tarihinde düzenlemiştir.

TDT bünyesinde sıkı bir biçimde devam eden entegrasyon çalışmalarına bu yeni iki konunun da dahil olmasıyla beraber Türk Devletleri birbirine daha fazla kenetlenmiş gözükmektedir. 2023 Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçiminde sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ilk arayanların, çoğunlukla Türk Devletleri’nden olduğu da göze çarpan bir husustur.

]]>
Yapay zeka ölüm sebebi https://asadplatformu.com/yapay-zekanin-cok-sayida-olume-sebep-olabilecegini-tarih-vererek-acikladi/ Tue, 04 Mar 2025 07:34:27 +0000 https://asadplatformu.com/?p=6121

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın teknoloji danışmanı Matt Clifford, yapay zekanın iki yıl içinde ölümcül silahların üretilmesine yardımcı olabileceği uyarısında bulundu.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın teknoloji danışmanı Matt Clifford, yapay zekanın iki yıl içinde ölümcül silahların üretilmesine yardımcı olabileceği uyarısında bulundu. Clifford, yapay zekaya ilişkin, sadece ulusal hükümetler tarafından değil küresel ölçekte de düzenlenmeler yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Yapay zeka konusunda teknoloji uzmanlarından gelen uyarıların ardı arkası kesilmiyor.

Yapay zekanın geleceğine yönelik bir uyarıda İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın teknoloji danışmanı Matt Clifford’dan geldi.

İngiliz hükümetinin yapay zeka görev gücünü kurmasına yardımcı olan Clifford, TalkTV’de katıldığı bir programda, yapay zeka, biyolojik silah ve siber saldırı tehditleri konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Clifford, yapay zeka sistemlerinin hızla geliştiğini ve giderek daha yetenekli hale geldiğini belirterek teknolojiyi kontrol etmenin bir yolunun bulunamaması halinde, politikacıların siber saldırılardan biyolojik silahların yaratılmasına kadar çeşitli tehditlere karşı hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirdi.

Hükümetin İleri Araştırma ve Buluş Ajansının (Aria) Başkanlığını da yürüten Clifford, yapay zekayla ilgili pek çok farklı risk türü olduğuna dikkati çekerek şunları kaydetti:

“Sektörde genellikle yakın ve uzun vadeli risklerden bahsediyoruz ve yakın vadeli riskler aslında oldukça korkutucu. Yapay zekayı, bugün biyolojik silahlar için yeni tarifler oluşturmak veya büyük ölçekli siber saldırılar başlatmak için kullanabilirsiniz. Bunlar kötü şeyler.”

“KÜRESEL ÖLÇEKTE DÜZENLEMELER YAPILMALI”

Clifford, insanlığın yapay zeka tarafından yok edilme ihtimaline ilişkin bir soruya, “Bence sıfır değil.” yanıtını verdi.

Yapay zekanın çok sayıda ölüme yol açabilecek tehlikeli siber ve biyolojik silahlar geliştirme potansiyeline atıfta bulunan Clifford, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biyolojik silahlar veya siber (saldırılar) gibi şeylere geri dönersek, insanlara yönelik gerçekten çok tehlikeli tehditler olabilir ve bu tehditler, modellerin iki yıl içinde olmasını beklediğimiz yerden, tüm insanlığı değil, çok sayıda insanı öldürebilir. Bence şu anda odaklanmamız gereken şey, bu modelleri nasıl kontrol edeceğimizi bildiğimizden nasıl emin olacağımızdır çünkü şu anda bunu bilmiyoruz.”

Matt Clifford öte yandan, yapay zekaya ilişkin, sadece ulusal hükümetler tarafından değil küresel ölçekte de düzenlenmeler yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Uzmanlar da orta vadede yapay zekanın kimyasal ve biyolojik silahlar tasarlamak ve internet üzerinden büyük saldırılar düzenlemek için kullanılabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.

CLİFFORD’DAN TİMES GAZETESİNİN BAŞLIĞINA İTİRAZ

Rishi Sunak’ın teknoloji danışmanı Clifford, Twitter’dan yaptığı paylaşımda ise Times gazetesinin, ana sayfasında kendisinin yapay zekaya ilişkin açıklamalarına yer verdiği haberinde, “Dünyayı kurtarmak için iki yıl kaldı” başlığına itiraz etti.

Clifford, paylaşımında, bu başlığın kendi görüşlerini yansıtmadığını belirterek, yapay zekanın kısa ve uzun vadeli risklerinin gerçek olduğunu, bu risklerin azaltılması konusunda acilen düşünmek gerektiğini ancak burada çok çeşitli görüşler ve birçok nüansın olduğuna vurgu yaptı.

]]>